
(şimdi bir de farklı bir açıdan bakalım...)
Tilki ve Oduncu
Uzun zaman önce ormanın derinliklerinde bir tilki yaşardı. Yavruları yuvasında sessizce otururken o dışarıda avlanır, yuvasına döndüğünde yavrularını emzirir, sabah gün doğarken uyanmak için erkenden uyurdu. Her gün çıkarken yuvasını savunmasız yavrularını bulamasınlar diye iyice gizler, döndüğünde de deliğin üzerini yeniden örterdi.
Siyah sinsi yılan bir gün anne tilkiyi avlanırken gördü. Bir yerlerde savunmasız yavruları olduğunu düşündü. Başladı tilkiyi takip etmeye. Tilki, günlerdir hiç bir şey yememiş, aç, güçsüz yılanın zor başa çıkacağı bir rakipti. Mevsim değişmeden önce olabildiğince çok yemek yemesi lazımdı siyah sinsi yılanın. Tilkiyi takip ederken tüm gün savunmasız yavruları düşündü, ağzı sulanarak sabırla bekledi.
Anne tilki akşam yorucu bir avdan sonra, çok iyi sakladığı yuvasına döndü, etrafa bakındı. Gecenin karanlığında kıpırtısız bekleyen siyah sinsi yılanı fark edemedi yorgun anne tilki.
Siyah sinsi yılan sessizce uzaklaştı ve ertesi gün anne tilkinin yuvadan ayrılmasını bekledi. Tilki yuvadan gittiğinde içeri girdi ve savunmasız yavruları sırayla yemeye başladı.
Anne tilki fazla uzaklaşmamıştı ki yavrularının çığlıklarını duydu, var gücüyle koşarak yuvasına döndü. Orada siyah sinsi yılanı son yavrusunu yutarken gördü. Anne tilki ona saldırdığında karnı doymuş yılan tilkiyi ısırdı, zehrini akıttı ve kaçmaya başladı. Ormanın sonlarına kadar tilki var gücüyle yılanı kovaladı ama zehir son gücünü de emerken toprağa yığılıp kaldı. Siyah sinsi yılanın güler gibi çıkardığı tıslama ise son duyduğu ses oldu…
Gözlerini açtığında tek odalı bir kulübedeydi tilki. Yaraları sarılmış, yeniden sağlığına kavuşmuştu. Bir insan ocağın başında duruyor, yemek pişiriyordu. Tilki etrafına bakındığında bir insan yavrusunu yanı başında gördü. Merakla kendisine bakıyordu çocuk. Gözlerinde masumiyetle. Bir zamanlar kendi yavrularının da ona baktığı masumiyetle.
Ayağa kalkmaya çalıştı, kalkamadı. Kıpırtısını duymuştu insan. Dönüp kendisine baktı, kıllı yüzünde kocaman bir gülümsemeyle tilkinin başını okşadı, tencerenin başına geri döndü.
İnsanlar hiç de kendisine anlatıldığı kadar düşman değillerdi? Belki tilki annesi ve tilki anneannesi bir şeyleri yanlış biliyordu? O tilki masallarında anlatıldığı gibi, duvarda balta dedikleri o zalim silah bu insanda da vardı. Ama tilki masallarındaki gibi onunla kendisini öldürmemişti. Kuyruğunu kesmeye de çalışmamıştı. Belki de tüm insanlar kötü değillerdi?
İnsan tilkiye tüm kış baktı. Çocuğuyla yan yana durmasından rahatsız olmadı. Tilki de çocuğa kendi yavrusuymuş gibi baktı, onu kendi kaybettiği yavrularının yerine koydu, onlar kadar çok sevdi.
Tilki tamamen iyileşmiş olmasına rağmen burayı terk etmek istemiyordu. Artık onun yuvası burası olmuştu. Yavrusu ise yanıbaşındaydı. Bir kez daha yavrusunu bırakmaya niyeti yoktu.
Birkaç defa insanın kapısına başkalarının geldiğini, kendisine ve çocuğa endişeyle baktıklarını, insana insanca bir şeyler söylediklerini, bağırıp çağırdıklarını, insanın da aynı şekilde onlara cevap verdiğini, kapısını sıratlarına kapattığını gördü. Sonra aynı kıllı gülümsemeyle tilkinin yanına gelip, kocaman elini kafasına uzatıp kürkünü okşuyordu. Başlarda üzerine gelen o koca elden korkmuştu ama kürkünün okşanması yabani hayvan için hoş bir duyguydu.
İnsana tilkinin yabani bir hayvan olduğunu, bir gün çocuğunu öldürmeye çalışabileceğini, onu evden atması, hatta öldürmesi gerektiğini söylediklerini anlamıyordu tabii ki tilki. Ama bakışlarını görmesi, ne düşündüklerini anlaması için yeterliydi. Bütün insanlar bu koca kıllı adam kadar iyi değillerdi ne yazık ki.
Kış çoktan bitmiş, ilk bahar geçip gitmiş, yaz ise son haftalarına yaklaşmıştı. Oduncunun yeniden ormana gitmesi, odun toplamaya başlaması gerekiyordu.
Tilki ise tüm gün çocuk insanla birlikte kalıyor, kuyruğunu çekiştirmesine ya da kulaklarıyla oynamasına ses çıkarmıyor, aksine bundan keyif alıyordu.
Bir gün oduncu ormana gittiğinde, tilkinin sağa sola oynayan kulakları tanıdık bir ses duydu. Çevikçe çocuğun yanından uzaklaşıp açık pencerenin yanına gitti.
Siyah sinsi yılan kulübenin penceresinden içeri süzülüyor, çocuğa bakarak ağzının suyunu akıtıyordu. Daha önce de bu kulübeye gelmiş, baltalı insan evde yokken çocuğun annesini sokmuştu. Sonra dişi insan kendisine saldırınca da evden kaçmak zorunda kalmıştı. Ama çocuk savunmasızdı. Tıpkı daha önce yediği yavru tilkiler gibi.
Tilki yavrularının katilini görünce var gücüyle tıslayıp yılanın üzerine atladı. Yılan tilkiyi ısırdı ama evden kaçamadan tilki de onu oracıkta öldürmeyi başardı.
Tilki çok zamanı kalmadığını anlamıştı. Sürünerek kapının önüne kadar geldi. Bu kez yavrusunu kurtarmıştı, yavrularının intikamını almıştı. Bu sefer zafer onundu!
Henüz kulübeden çok uzaklaşmamış olan oduncu tilkinin tıslamasını duyunca korktuğu şeyin gerçek olduğunu düşündü, uyarılara kulak asmadığı için kendine defalarca sövdü. Elinde baltası koşarak evine döndü.
Kapıyı açtığında dehşetle, ağzı kanlar içindeki tilkiyi kendisine bakarken gördü. Hayvanın çocuğunu öldürdüğünü sanan adamın gözü karardı ve elindeki baltayı var gücüyle tilkinin kafasına indirdi. Tilki oracıkta can verdi.
Bir an sonra içeriden çocuğunun ağlayışını duyup girdiğinde ve yerdeki parçalanmış yılanı gördüğünde yere çöktü ve ağlamaya başladı. Saatlerce ağladı koca adam. Sonra bahçesine gitti, bir kürek aldı, derin bir çukur açtı. Önce tilkinin cesedini gömdü çukura, üzerine ise koca bir taş koydu. Sonra yanına bir çukur daha kazdı ve o zalim baltasını gömdü. Bir daha bir baltaya el sürmemeye yemin etti oduncu.
Anne tilki kapının önüne kadar gelip, korku dolu gözlerle bakan ve baltasını kendisine doğru kaldıran oduncuyu gördüğünde hiç sesini çıkarmamış, kaçmaya çalışmamıştı. O anda tek bir düşüncesi vardı anne tilkinin: “Önemli değil, zaten ölecektim. Hadi indir baltanı. Beni bekleyen yavrularım var.”
3 yorum:
yazınız çok güzel.. tebrikler..
sevgilerimle..
teşekkürler emma ^^ izleme için de ayrıca teşekkürler ^^
mükemmel!
Yorum Gönder