İki heykel vardır bu tepenin başında. Bir erkek ve bir kadın. Tepenin üzerindeki taştan bankta otururlar yüz yılı aşkın zamandır. Zaman değil ama, zamanın getirdikleri, zamanın aldıkları aşındırmıştır onları. Geldiklerinde yirmilerindelerdi belki. Şimdi ise, saçları beyazlamış değil ama, rüzgarın ve yağmurun neredeyse tamamen aşındırdığı yüzlerinde o yaşlı hüznü görmek mümkün.
Acıklı bir hikayeleri olduğu söylenir bu heykellerin; ama kimse bilmez bu hikayeyi. Kimsenin anlattığını duymadım şimdiye kadar.
Erkek olan heykelin aşınmış dudaklarında, silikleşmiş gözlerinde hüzünlü bir gülümseme vardır. Elleri, yanındakine dokunmaya korkarcasına kucağında kavuşmuştur. Yanındakinin, gözlerindeki hüznü görmesini istemiyordur sanki; kafasını diğer tarafa çevirmiştir. Silinmiş yüzünün derinliklerinde gizli bir özlemin gözyaşları vardır; dünyanın diğer ucundaki, hemen yanıbaşındaki gri taşa duyduğu gizli özlemin.
Aşıklar Tepesi değildir bu tepenin ismi. Aşıklar değildirler, o bankta oturan, her gün o kızıl, alevden kürenin batıdaki denize gömülüşünü izleyen bu gri, taştan, yüzleri eskimiş, yüz yaşını geçmiş insanlar.
Kız olan heykelin ifadesi neşelidir. Erimiş dudaklarında ince, mutlu bir aralık, silinmiş gözlerine kadar ulaşan, fiziksel çözünmenin aşındırdığı yanaklarını yukarı kaldıran mutlu bir gülümseme vardır. Yanındaki heykele değil, her gün, akşamın başlangıcını müjdelemek için batan güneşe doğrultmuştur yüzünü. Günün son ışıklarının vurmasıyla altına dönüşen o gülümsemeyi hatırlayan tek kişi, yanındaki hüzünlü taş parçasıdır herhalde. Yüz yıldır en iyi arkadaşı olmuş olan o gri, yalnız yığın.
Bu tepede iki tane heykel vardır. Bu tepede iki tane, bir heykel vardır. Yan yana otururlar; ama yalnızdır bu iki tane, bir heykel. Birbirlerine dokunmazlar, birbirlerine bakmazlar. Birbirlerini tanırlar, birbirlerinden başka kimseleri yoktur, ama birbirlerine sahip değildirler, asla olamamışlardır… Yalnızdırlar.
Bu tepenin ismi, Yalnızlar Tepesi’dir. Buradaki iki heykel, bitememiş, yalnız bir arkadaşlığın, asla başlayamayacak olan bir aşkın hüzünlü sembolleridirler. Yüzden fazla yılın fiziksel çözünmesinin aşındırdığı yüzlerinden; -erkeğin hüzünlü, erkeğin özlem dolu, erkeğin yalnız yüzünden, kızın gülümseyen, kızın mutlu, kızın yalnız yüzünden- binlerce yıl da geçse asla silinemeyecektir o, yanındakinin verdiği acı veren, sancılı, bağımlılık yapan, hüzünlü, sessiz yalnızlık…
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder