Nefretinin yüzüne baktı mahkum.YIllardır bu hücredeydi. Karşısındaki mavi ceketli, beyaz saçlı, soğuktan suratı köseleye dönmüş adamın buz mavisi gözlerine dikti gözlerini...
Buraya geleli o kadar zaman geçmişti ki... Neden geldiğini hatırlamıyordu. Ne zamandır buradaydı, bilen kimse yoktu. Cezası biteli çok uzun zaman olmuştu. Ruhu kendisini terk edeli... Daha da çok.
Gardiyanın kendisine önceki gelişinde getirdiği sigara paketinden bir sigara aldı. Hareketleri yavaş, ama kararlı, dışarıdaki karlar kadar soğuk, o karların üzerinde uğuldayan kuzey rüzgarı kadar sertti. Cebinden bir kibrit kutusu çıkarttı, içinde çok az kibrit kalmıştı.
"Umut" dedi mahkum, gözlerini elindeki kibritin ucuna dikerek. "Tıpkı kibritin alevi gibi; değil mi Gardiyan?" Adını sormamıştı nefret ettiği tek dostunun. Her gün kendisine yemek getirirdi, bazen dışarıdan bahsederdi adama. Bazen de bir kutu kibrit, bir paket sigara, birkaç gazete, nadiren ise kitaplar getirirdi Mahkum'a. Mahkum, eskiden hiç bir şey söylemeden kabul ederdi getirilenleri. Sonraları konuşmaya başlamıştı...
Gardiyanın arkasındaki açık kapıdan dışarıya baktı: Karlarla kaplı bir ova vardı. Onu isteyen, seven, bekleyen, ve hatta bilen kimsenin olmadığı, ıssız, koskoca bir ova; koskoca, bomboş bir dünya:..
Kibriti yaktı. Dışarıdan gelen rüzgarla alevi dalgalandı, direnmeye çalıştı kibrit çöpünün ucundaki ateş, kollarını uzatmaya çalıştı... .Başaramadı ve öldü. " En ufak bir esinti yetiyor umudunu öldürmek için, değil mi?" Gardiyan hiç birşey söylemedi. Buz mavisi gözleri sessizce izliyordu kafesindeki, özgürlüğünü, umudunu ve çok geçmeden de ruhunu kaybetmiş olan nefret kütlesini.
Diğer bir kibrit yaktı, eliyle siperledi rüzgara karşı mahkum. "Ve onun sönmesine izin vermez, onu korursa- Ah! Elini yakar." Parmaklarını acıtmış olan, çoğu yanmış kibrit çöpünü de yere attı; üçüncü bir kibrit yakıp, siperleyerek alevler elini yakmadan önce sigarasını yaktı. "Umudum yok, Gardiyan. Dışarıda ne var, bilmiyorum. Bir zamanlar dünyayı benim kötülüğümden korumak için etrafıma çekilmiş olan duvarlar, artık beni dünyanın kötülüğünden koruyor...
Gardiyan hiç birşey söylemedi. Arkasını döndü, dışarı çıktı. Ağır, çelikten, birşeyleri içeride (ya da birşeyleri dışarıda) tutmak için yapılmış olan kapıyı geri kapatma gereği bile duymamıştı.
Mahkum ayağa kalktı. Karşısındaki köseleleşmiş surata, beyaz saçlara, içlerindeki asil ateş sönmüş olan, dünya kadar boş ve insanlık kadar soğuk, buz mavisi gözlere dikti gözlerini. Mavi ceketinin düğmelerini ilikledi, küllükteki hiç içilmemiş, başı yerine bir izmarit olan sigara külü yılanını küllüğe bastı ve son kalan kıvılcımı da söndürdü içindeki. Evinden çıktı her sabahki gibi o korktuğu, güvensiz dünyaya...
Kibrit kutusunu evinde bırakmıştı. Bu soğuk karanlıkta ihtiyacı yoktu elini yakacak bir umut alevine. . .
---Cem---
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder