8 Kasım 2020 Pazar

Çakmak Bitti

     Öyle çok önemli bir şey olmadı. İşten geldim eve. Hani öyle her şeyin üstüste geldiği acayip günlerden de değildi. 1-2 ufak şey sadece. Patron gergindi. Üstlerinden laf yemiş belli. Çatacak yer arıyordu. Bana patlayacak gibi oldu, gözlerine baktım. Lafını ağzına tıktım. Bizim kesimin suyuna gitmesi gerekiyor. Birimiz bile bir anda işi bıraksak, yerimize birini bulması çok zor. Şirket de çok öyle personelini elinde tutabilmesiyle bilinen bir yer değil.

    Ortalığı topladım. Gün boyu kafamda vardı düşünce ama, eve gelince iyice arttı. Bulaşıklar birikmişti. Bakıştık biraz. Yıkamamaya karar verdim. Banyoya gittim, boş boş duşakabine baktım. Filmlerdeki gibi küvetim olmaması canımı sıktı. Hani iş çıkışı doldurup suyunu köpürtürdüm falan... Ellerimi yıkadım lavoboda. Tam o an çişimi yapmadığım aklıma geldi. Çişimi yaptım klozete. Son damlalar biraz sıçradı. Içimden küfrettim. Tuvalet kağıdıyla sildim klozetin kenarını. Tekrar yıkadım ellerimi.

    Salona döndüm. Yeni evimde küllük yoktu. Eve taşınırken sigarayı da bırakmıştım. "New home, new life." Kendime bir de "acil durumlarda camı kırınız" yazan, şu içinde sigara ve iki kibrit olan çerçeveler var ya, onlardan almıştım. Acil durum çok olmuştu ama hiç de kırmamıştım camı. Her seferinde iradem için kendimi tebrik etmiştim.

    Bugün acil bir durum da yoktu öyle aslında. Pencereyi açtım. Aşağıya baktım. İşten erken çıkmıştım. Şimdi asıl iş çıkış saatiydi. Her yerde kafalar vardı. Kel kafalar, saçlı kafalar, kel olmasına ramen inatla saçlı olmaya çalışan kafalar... İnsanlar karınca gibiydi. Her gün merdivenleri inip çıkmak yoruyor olsa da alt katlarda bir evdense üst katlarda bir evi tercih ederim.

    Yağmur yağıyordu. Yollarda göletler oluşmuştu. Gözlerimi kapattım. Arabaların göletlerden geçerken çıkardığı sesi denizin dalgalarına benzettim. Kaç yıl olmuştu acaba denize gitmeyeli? Sürekli deadlinelar vardı. Bir iş tam bitmek üzereyken bir tane daha geliyordu. Bazen bir iş yeni gelmişken, iki gün sonraya yetişmesi gereken bir iş daha geliyordu. Alışmıştım artık. Kendimi zerre yormuyordum. Müşteri memnuniyetinin de cehenneme kadar yolu vardı... Ama tatil yaptığım da yoktu. Bizim yakalılar tatil yapmak için çalışır halbuki. Ben amaçsızca çalışıyordum.

    Mesele neydi, niyeydi bilmiyorum. Aslında biliyorum da... Anlatmak istemiyorum işte. Öyle ciddi bir şey değil çünkü. Hani anlatsam "bu muymuş lan?" dedirtecek cinsten. Hatta ortamda birilerinin "ohoo o da bişey mi bende çok daha kötüsü var." diyeceği cinsten. Saate baktım, 17:18'di. Birinin beni düşündüğünü düşünme şansını bir dakikayla kaçırmıştım. Camdan uzun uzun baktım aşağıya. O sigarayı yakmam gerektiğine karar verdim.

    Salona döndüm geri. Duvardan çerçeveyi indirdim. Her evin salonunda olan lüzumsuz süs eşyalarından birisi ile yemek masasının üzerinde camı dikkatlice kırdım. Sigarayı ağzıma götürdüm. İlk kibriti çerçevedeki kibrit kutusu kenarına (bunların bir ismi olduğunu sanmıyorum) sürttüm. Yanmadı. İkinci denememde yanmayı başardı. Pencereden rüzgar giriyordu. Geri söndü. İkinci kibriti aldım. Pencereyi kapatıp kibrit yakma zımbırtısına sürttüm. 5-6 kere denedim. O kibrit asla yanmak istemedi. Ucundaki kükürtlü kısım tamamen kağıda sıvanmıştı artık.

    Mutfağa gittim. Davlumbazın üzerinden zamanında birilerinden çarptığım şeffaf kırmızı boktan çakmağı aldım, geri salona döndüm. Sigara ağzımdaydı. Yakmayı deneyip durdum. Çakmağı defalarca çaktım. Bir türlü yanmadı. Bir ara minnacık bir ateş çıktı, hemen geri söndü. Biraz daha uğraştım ama; yok... Oluru yoktu.

    Bu gece intihar edecektim. Ama çakmak bitmişti. Ben de iş kıyafetlerimle yatağa girdim. Uykuya dalmadan bir saniye önce aklıma bir düşünce geldi. Sigarayı ocakta yakabilirdim. Neyse artık çok geçti. Yatmıştım bir kere. Şimdi kim uğraşacaktı yataktan çıkıp intihar etmekle.

Hiç yorum yok: